26 Aralık 2012 Çarşamba

Umudum yeni yılda...

İkibinli yılları sevemedim gitti hele ki çift sayılı olanları hiç sevmiyorum. "Hayatımdaki bütün önemli kayıplar, değişimler hep mi bu yıllara denk gelir kardeşim" demeyin geliyormuş vallahi. Geriye dönüp ikibinli yıllara şöyle bir bakınca kazançlarımdan çok kayıplarım, vedalarım geliyor aklıma. Hayatımdaki en saçma günler, en zor zamanlar hep çift rakamlı yıllara denk geldi. En büyük kayıplarımı hep bu yıllarda verdim ben. Ama en çok da ikibiniki ve ikibinoniki zorladı beni... İşte tam da bu yüzden artık bitmesini istiyorum (kayıplarımın) bu yılın. Bitsin gitsin artık sümüksü ikibinoniki.

İkibinonüç yılından çok umutluyum belki de ondandır bu sabırsızlığım. Bunca sıkıntının ve zor günlerin bir sonu olmalı ve bu da ikibinonüçde başlamalı diye düşünüyorum artık. 

İçimde garip ve manasız bir heyecan oluyor nedense ikibinonüçü düşündüğümde. Belki de "her şey güzel olacak" masalına inanmak istiyorum artık. Masalda kalmasın, gerçeğe dönüşsün istiyorum bu söz artık. 

Herkes için güzel şeyler olsun istiyorum...

Saçma sapan savaşlar yüzünden, açlık yüzünden kimse ölmesin ve anneler ağlamasın istiyorum

Sokak hayvanlarıyla kimseler uğraşmasın istiyorum

İnsanlar birbirlerine yalan söylemesin, yalanlar yüzünden hayaller yıkılmasın istiyorum

Herkes istediği ve sevdiği bir işte çalışsın ve karşılığını alsın istiyorum

Sevdalı yürekler acı çekmesin istiyorum

Kimse yalnız ölmesin istiyorum

Her babanın çocuğuna istediği şeyi alabilecek gücü olsun istiyorum

Sevdiklerimiz hep yanımızda olsun istiyorum

Yüreği de sözleri kadar sağlam insanlar istiyorum hayatımda

Yastığa başımı koyduğumda sıkıntılarım yüzünden değil mutluluktan, heyecandan uyuyamamak istiyorum

Bir de aşık olmak istiyorum... Kimyam değişsin, karnıma sebepsiz yere sancılar girsin, yüzümde manasız tebessümler oluşsun, telefonda onun adını görünce elim ayağıma dolansın, heyecandan sesim titresin istiyorum...

Umudum da çok isteklerim de. O yüzden elini çabuk tut ikibinonüç. Gel ve beni mutlu et...

"Tanrı her kişinin umut gününde
Önce yürekten ne istediğini dinlemiş ve hediyesini öyle vermiş.
Sizin umut gününüz de neden bu gün olmasın..."

Umut varsa hayat vardır ve sen de umutların kadar varsın!..

22 Aralık 2012 Cumartesi

Ah bu şarkıların gözü kör olsun...

Artık kimse masum değil...

Artık kimse eskisi kadar cesur değil...

Artık herkes hesaplar yaparak yaklaşıyor birbirine...

Artık bütün ilişkiler alışverişten ibaret...

Artık herkesin maskeleri var...

Artık herkes kırıyor, yıkıyor...

Artık herkes güvensiz...

Artık herkes sevmekten korkuyor...

Artık herkes yalnız...

Artık herkes mutsuz...

Oysa ne de güzeldir sevmek...

Birinin gözlerinde kendini görmek, mutluluğu görmek...

El ele tutuşmanın verdiği güç...

Güzeldir "sevgili" olmak...

Güzeldir sevdiğinin "can"ı olmak...

Korkmamak gerek, sahip çıkmak gerek sevdiğine...

Yaşamak gerek...

Yaşamak ve mutlu olmak varken ne gerek var korkmaya, ne gerek var yaşanamayanlara üzülmeye, kahretmeye...

"Zaman nasıl akıp gidiyor
İnsanlar maskelerini ne çok seviyor
Yıllarca bir yalanla bir ömür geçiyor da
Hiç kimse yok bir tek günü sonuna kadar yaşamaya
Mecbursun yalnızlığa
Oysa sevgili, bir tek sevgili
Nasıl değiştirir dünyanın gerçeğini
İçimdeki fırtına ele geçirdi beni
Bir gün baktım hiç korkmadan aynaya
Orda yeniden gördüm kendimi
İşte sevgili, bir tek sevgili
Nasıl değiştirir dünyanın gerçeğini
Şimdi asla pişman değilim
Yaşadığım herşeyin bedelini ödedim
Nasıl olsa bir gün gelir duygular bulur yerini
Hem cehennem, hemde cennet yeryüzünün mevsimleri
O kadar şey değişti ki
Artık kimse masum değil
Duygular çok eskidi
O zamanlar biz ne güzel çocuklardık
Dünyaya aydınlık gözlerle bakardık
Ve işte o zaman kırdığın bu kalp
Şimdi kırıyor başka kalpleri
Aşkta kazanmak dedikleri kaybetmektir bir çok şeyi"

Sen çok yaşa Murathan Mungan...

14 Aralık 2012 Cuma

Ben de MİM'lendim...

Her sabah yaptığım gibi bu sabah da ofise gelir gelmez blogumu açtım kimler gelmiş ziyaret etmiş, yorumlarını bırakmışlar mı bakayım diye. Tek bir yorum vardı o da MİM'lendiğime dair :) Beni bulduğu günden beri, beni hiç yalnız bırakmayan tatlı mı tatlı cicileydi'm tarafından sessiz sedasız, bir güzel  MİM'lenmişim de haberim yokmuş :) 

Önce MİM ne demekmiş ona baktım tabii. Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp derler ya hani, ben de öğreneyim dedim.  Bir blog yazarı yazdığı konu hakkında diğer blog yazarı arkadaşlarını bu yolla yazmaya teşvik ediyormuş. Yani MİM, blog yazarları arasında paslaşma demekmiş özet olarak. 

Madem MİM'lendim o halde yazayım ;)

MİM 1
Mantığın mı yoksa duyguların mı ön plandadır?

Eskiden olsa bu soruya direkt duygularım cevabını verirdim ama artık öğreniyorum mantığımı kullanmayı. Söz konusu durum özel hayatımla ilgiliyse duygularım mantığımdan öndedir çoğu zaman. Değer verdiğim, önemsediğim insanlara karşı kredilerim fazladır benim. Mantığımın devreye girmesi için sabrımın ve sevgimin kullanılmaya başladığını hissetmem gerekir. Ama iş hayatımda artık duygularıma hiç yer yok. Hayat zaten acımasız ama iş hayatı ondan da acımasız. Bu düzende var olmak ve tutunmak istiyorsan duygularını devre dışı bırakman gerektiğini öğrettiler bana. 

MİM 2
Sence insanlar neden mutlu değiller?
Neden gözlerinin önündeki mutlulukları görmeyip şükretmesini bilmiyorlar?

Bu zor bir soru aslında. Çünkü mutsuzluk da mutluluk gibi göreceli bir kavram. Ama hepimizin en büyük ve ortak mutsuzluk nedeni sanırım "tüketim toplumu" olmamız. Alternatifler çoğaldıkça elimizdekinin kıymetini bilmez olduk belki de. Sahip olduklarına şükretmek için önce onları fark etmek gerekiyor sanırım ;)

MİM 3
Çok fazla para harcayıp keşke almasaydım diye hayıflandığın oldu mu?

Olmaz mı hiç. Hatta bununla ilgili bir yazı da yazmıştım yakın zamanda. Belki de en büyük pişmanlığımdır yok yere savurduğum alınterim... 

MİM 4
Haklı olduğun bir konuda hakkını savunur musun yoksa susmak adalet midir senin için?

Haklı olduğum konularda susan biri olmadım, olamadım hiç. Adalet; hakkın yerine getirilmesi ve gözetilmesi demekse eğer haklı olduğun bir konuda susmak adalet midir diye sormak gerek belki de ;)

MİM 5
Tok gözlü müsün yoksa her şeyim olsun diyenlerden misin?

Aç gözlü olduğum tek konu; sevgi. Sevmeyi ve sevilmeyi sevdiğimi her fırsatta söylerim tıpkı her fırsatta sevdiklerime "seni seviyorum" dediğim gibi. Hayat ve onun sunduklarıyla ilgili açgözlü olmadım hiç. "Her şeyim olsun"dan ziyade "az olsun ama öz olsun" diyenlerdenim ;)

Cevaplarımı verdim şimdi sıra MİM'lemeye geldi. Haydi bakalım uzundur sesi soluğu çıkmayan, duygu adamı şimdi sıra sende ;)

13 Aralık 2012 Perşembe

Yüreğimden vur(ul)du(m)...

Bazı aşklar, her giydiğinde ayağını vuran ayakkabılar gibidir...

Aklına her geldiğinde yüreğinden vurur, canını yakar... Ne yaparsan yap geçmez sancısı, sızısı...

Kendi gider de izi kalır yüreğinde. Yıllar geçse de unutulmaz bazı aşklar hep özel kalırlar, hep güzel hatırlanırlar...

Sonrasında yeniden sevebilir insan, yeniden açabilir yüreğini bir başkasına ama bilir ki o hep olacak, o hep en güzeli olarak kalacak. Çünkü bilir ki bir daha kimse onun gibi dokunamayacak yüreğine...

Mutlu başlayıp mutsuz sonlara mecbur olan, ne yaparsan yap olduramayacağını bildiğin, yarım kalmaya mecbur ve yarım kaldığı, yarım bıraktığı için unutulmayacak olan hikayeler...

Herkesin vardır mutlaka aklına her geldiğinde gözlerinin uzaklara dalmasına, keşkelerle iyi kiler arasında gidip gelmesine sebep olan ve şimdiki naylon sevdalara baktığında gerçek bir sevda yaşadığı için şükrettiren ama yüreğini vuran kırık dökük bir aşk hikayesi...   

"...Ne güzeldi değil mi yaşadıklarımız
Ne güzeldi
Artık ne sen ne de ben
Bulamayız o günleri
Bazen düşünüyorum da
Bende de yanlış bir şeyler vardı galiba diyorum
İkimizde kıymetini bilemedik bir şeylerin
Hatırlarmısın akşam olur
Mumlarımızı yakardık
Sen kokunu sürerdin
Oda sen kokardı
Olmadık şeylere güler
Durup dururken ağlardık
Güzel havalarda sokaklara çıkardık
Bir de kar yağınca kar topu oynardık seninle
Sen iskambil kağıtlarından fal bakardın
İsteğin çıkmadığında
Kağıtları bir daha karardın
Çok kızardın sigara içtiğime
Ve içkime karışırdın
Uzun uzun zararlarını anlatırdın bana
Arasıra rejim yapardın
Tartı bir doğru tartsa
Bir yanlış tartardı
Yani onunla da anlaşamazdın..."
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                 

10 Aralık 2012 Pazartesi

Ruhumun "soğuk algınlığı"...

Üç gündür evdeydim havanın beni de çarpmış olması sebebiyle. Aslında tam da istediğim şeydi yatıp dinlenmek. Yorgundu bedenim çünkü ve bu hastalık da kaçınılmazdı. İlaçlarla ve vitaminlerle aram hiç iyi olmadı çocukluğumdan beri. Sevmiyorum ilaç almayı, ondan medet ummayı. Hayal meyal hatırlarım çocukken ateşler içinde yatıp da ilaç almayacağım diye inat ettiğim dünleri. Annem gece yarıları uykumun ortasında içirirdi ilaçları uyku halimden yararlanıp. 

O zaman da inatçıydım hala da inatçıyım. Bünyem güçlü olsun kendi kendine atlatsın istiyorum her hastalığı ve her zorluğu. Ben öğrendim de bedenim öğrenemedi bir türlü kendi kendini iyileştirmeyi. Ama öğrenecek o da destek almadan iyileşmeyi. Birilerine, bir şeylere bağımlı yaşamak işim kolay yanı. Zor olan "tek başına" kalmayı, "tek başına" yetmeyi öğrenmek, becerebilmek. Ben de kolay öğrenmedim tabii kendi kendine yetmeyi. Her yenilginin ve hayal kırıklığının ardından kalkıp yürümeye devam etmek sanıldığı kadar kolay değilmiş. Ama hayat ve insanlar öyle acımasız ki sendeleyerek de olsa öğretiyorlar sana yeniden yürümeyi. Bazen gözleri dönmüşcesine üst üste geliyorlar bir de hiç acımadan. "Bundan daha kötüsü, zoru olamaz" derken sen, öyle bir şey getiriyor ki önüne çaresiz onu da sırtlanıp devam ediyorsun düşe kalka yol almaya. Böyle böyle öğreniyorsun işte güçlü olmayı. 

Son 10 seneme bakıyorum da "hayat hiç torpil geçmemiş bana" diyorum. Allah sevdiği kulunu sınar derler ya anladım ben en çok beni seviyor. Sürekli bir sınanma durumundayım. Sabır dediğiniz şey bende oldukça fazla. Vardır bir sebebi diyorum tüm bu yaşadıklarımın, vardır ve bir gün mutlaka bir karşılığı da olacaktır. Bazen kendin seçiyorsun kaderini bazen de razı oluyorsun kaderine işte....

Güçlü olayım derken sen, bünyen yenik düşüyor en hafif bir soğuk algınlığına işte böyle. Sadece bedenin değil ruhun da yenik düşüyor arada "soğuk algınlığı"na. "Yeter" diyor "biraz dinlenmek istiyorum". Bedenimin yakalandığı soğuk algınlığı ilaçla 1 hafta ilaçsız 7 günde geçer de ruhumun "soğuk algınlığı" ne zaman geçer bilemiyorum...

Her hasta böyle midir bilmem ama ben hasta olunca yattığım yerde düşünür dururum bol bol. Düşünmek için epeydir bu kadar zamanım da olmamıştı belki onun da etkisi vardır. İşin yoğunluğundan kendimle baş başa kalmamıştım epeydir. Ruhumun "soğuk algınlığı" sebeplerini biliyorum en azından. Bazılarının kan bağları sebebiyle tamiri zor ne yazık ki. Diğerleri için de her zamanki gibi mücadeleye devam...

Bedeninizi ve yüreğinizi sıcak tutun ki benim gibi "soğuk algınlığı"na yakalanmayın ;)

3 Aralık 2012 Pazartesi

Bir Kasım daha geçti aşık olamadan...

Her yıl Kasım ayının gelmesiyle birlikte geleneksel olan "Kasım'da aşk başkadır" muhabbetleri dolanmaya başlıyor etrafta. Hele bir de sosyal ağların hayatımızın tam da orta yerine gelip oturmasıyla birlikte iyice fazlalaştı bu Kasım ayı muhabbetleri. Bir Kasım başlarken bir de biterken ayyuka çıkıyor hepsi birbirinin aynı sözler, aynı geyikler. Ne zaman milletçe aşık oluruz Kasım ayında ancak o zaman biter sanırım bu geyikler.

Bir ben mi anlayamıyorum acaba Kasım'da aşkın neden başka olduğunu. 

Neden başkadır aşk Kasım'da? 

Sararıp dökülen yapraklar, yağan yağmurlar mı başka yaparlar aşkı Kasım'da? 

Kasım'da aşk başkadır diye insanlar birbirlerini daha mı çok severler Kasım geldiğinde? 

Oysa aşk her zaman başka değil midir? Aşk başlı başına başkalaşmak değil midir zaten? İnsan aşık olunca başlar başkalaşmaya, sevdiği gibi görmeye, dokunmaya...

Kışın insanlar üzerinde yarattığı hüznün etkisiyle olsa gerek "Kasım'da aşk başkadır" sözüne inancımız.

Ben olmaktan çıkıp biz olmak Kasım'da da güzeldir Ağustos sıcağında da. Tuttuğun el sevdiğinin eliyse eğer Kasım'da da ısınır için yazın ortasında sıcaktan kavrulurken de.  

Aşk varsa yüreğinde her mevsim güzeldir.

Üstelik en çok da bahara yakışır aşk...  Ve aşıksan her mevsim bahardır...

Aşk ne Kasım dinler ne bahar. Bakmaz nerede olduğuna, kim olduğuna. Zaman, mekan tanımadan gelir yerleşir yüreğine hem de tam orta yerine. Ve sen başlarsın kışın ortasında yazı yaşamaya tıpkı gittiğinde yazın ortasında kışı yaşadığın gibi...